Anahit Hukuk

Basın Özgürlüğü Bağlamında Hakaret Suçunun Değerlendirilmesi

Kategori

Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 13 Şubat 2023 tarihli ve 2023/31173 esas, 2023/1014 karar sayılı kararı, ifade özgürlüğü ile kişilik haklarının korunması arasındaki dengeyi ayrıntılı biçimde ele alması bakımından dikkat çekici bir içtihat niteliği taşımaktadır. Kararın konusu, bir gazetecinin kamu görevlisine yönelik haberlerinde kullandığı ifadelerin hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir. Somut olayda, internet haber sitesi sahibi olan gazeteci sanık, Öğretmenevi Müdürü hakkında “öğretmenevinde yapılan tadilat sırasında aynı anda müdürün evinde de tadilat yapıldığı” ve “öğretmenevinde gazinoda çalışan kadınların ve siyasi parti temsilcilerinin konakladığı” yönünde haberler yayımlamıştır. Yerel mahkeme bu haberleri hakaret olarak değerlendirip sanığı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesi uyarınca cezalandırmıştır. Ancak Yargıtay, sanığın eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine vararak mahkûmiyet kararını bozmuştur.

Yargıtay, öncelikle hakaret suçunun koruduğu hukuki değerin bireyin şeref, haysiyet ve toplum içindeki itibarı olduğunu belirtmiştir. Ancak her ağır eleştirinin ya da rahatsız edici ifadenin hakaret suçunu oluşturmayacağına, bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik, onur ve saygınlığı doğrudan hedef alan nitelikte olması gerektiğine işaret etmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 tarihli ve E.2008/170, K.2008/220 sayılı kararına atıf yapılarak, hakaret fiilinin cezalandırılmasında, kişisel rahatsızlık veya kırılganlık ölçüsünün değil, objektif olarak toplumun onur ve saygınlık anlayışının esas alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Buna paralel olarak, Yargıtay kararında ifade özgürlüğünün anayasal dayanaklarına geniş yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi, “Herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir” hükmüyle ifade özgürlüğünü güvence altına almaktadır. Aynı şekilde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de bu özgürlüğü koruma altına alır. Yargıtay, bu hükümlerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ışığında yorumlanması gerektiğini belirterek, ifade özgürlüğünün yalnızca toplumca kabul gören veya zararsız fikirler için değil, “rahatsız edici, şoke edici ya da sarsıcı” nitelikteki görüşler için de geçerli olduğunu vurgulamıştır. Demokratik bir toplumda çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik, ifade özgürlüğünün varlığı ile mümkündür.

Ancak ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir. Anayasa’nın 13. maddesi ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bu özgürlük ancak kanunla, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olarak sınırlanabilir. Yargıtay, bu sınırlamaların meşru kabul edilebilmesi için kamu makamlarının müdahalelerinin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve orantılı olması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda, ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasında kurulacak denge, hem ulusal hem de uluslararası hukuk bakımından öneme sahiptir.

Kararda, gazetecinin haberinin içeriği rahatsız edici ve sert bir dil içerse de, bunun bir “değer yargısı” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Yargıtay, haberin kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağladığını ve toplumun bilgi alma hakkına hizmet ettiğini belirlemiştir. Haberdeki iddiaların doğruluğu kesin biçimde kanıtlanamasa da, belli bir olgusal temele dayandığı; bu nedenle haberin, kamuoyunu yanıltmak veya kişiyi küçük düşürmek amacı taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gazetecinin amacı kişisel saldırı değil, kamuoyunu bilgilendirmektir.

Yargıtay kararında, AİHM’in 25 Haziran 1992 tarihli Thorgeir Thorgeirson / İzlanda kararı örnek olarak gösterilmiştir. Bu davada, polis şiddetine ilişkin sert ifadeler kullanan bir gazetecinin cezalandırılmasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna varılmıştır. AİHM, gazetecilerin kamu yararı bulunan konularda “bir dereceye kadar abartma ve provoke edici ifade tarzı” kullanabileceklerini, aksi durumda kamusal tartışmanın boğulacağını belirtmiştir. Yargıtay, bu içtihattan hareketle, sanığın haberinde kullandığı dilin “sert ve abartılı olsa da” demokratik toplumda tolere edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Kararda ayrıca, kamu görevlilerinin, görevlerinin niteliği gereği eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği belirtilmiştir. Çünkü kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken toplumun güvenine ihtiyaç duymakta, bu güvenin sarsılması kamu hizmetinin sürekliliğini etkileyebilmektedir. Ancak bu durum, kamu görevlilerinin her türlü eleştiriden muaf tutulması anlamına gelmez. Aksine, demokratik denetim mekanizmasının işlemesi için basının kamusal görev ifa eden kişilerin faaliyetlerini eleştirebilmesi gerekir. Yargıtay, öğretmenevi müdürünün kamusal bir görevde bulunduğunu ve haberin de bu görevle ilgili olduğu için kamu yararı içerdiğini tespit etmiştir.

Kararda dikkat çeken bir diğer nokta, Yargıtay’ın değer yargısı ile olgu isnadı arasındaki ayrıma ilişkin değerlendirmesidir. AİHM içtihadına göre, olgu isnadı kanıtlanabilir bir iddia iken, değer yargısı ispatlanamaz. Ancak değer yargısının da makul bir olgusal temele dayanması gerekir. Hiçbir veriye dayanmayan soyut ifadeler ifade özgürlüğü korumasından yararlanamaz. Yargıtay bu ilkeye uygun olarak, haberdeki ifadelerin belli ölçüde olgusal temele dayandığını, bu nedenle cezai yaptırıma konu edilmesinin ifade özgürlüğüne orantısız bir müdahale olacağını belirtmiştir.

Sonuç olarak, Yargıtay, hakaret suçunun unsurlarının somut olayda oluşmadığına karar vermiş ve yerel mahkemenin mahkûmiyet hükmünü bozmuştur. Kararda, gazetecilik faaliyetlerinin demokratik toplumda oynadığı rol vurgulanarak, basın özgürlüğünün yalnızca bilgi aktarma değil, aynı zamanda kamu otoritelerini denetleme işlevine sahip olduğu ifade edilmiştir. Gazetecilerin, haberin içeriğini kamu yararı çerçevesinde hazırladıkları sürece bir dereceye kadar abartma, eleştirme ve sert ifade kullanma hakkına sahip oldukları açıkça ortaya konmuştur.

Yargıtay, bu kararıyla bir yandan bireylerin onur ve saygınlıklarını koruyan normların önemini teslim ederken, diğer yandan ifade özgürlüğünün demokratik toplumun temel unsuru olduğunu hatırlatmaktadır. Eğer her rahatsız edici ifade cezai yaptırım tehdidiyle bastırılırsa, basın ve ifade özgürlüğü işlevsiz hale gelir.

Bu karar, basın mensuplarının kamu görevlileri hakkındaki eleştirilerinin, toplumsal yarar amacı taşıdığı sürece cezai kovuşturmaya konu edilmemesi gerektiği güçlü bir şekilde vurgulamaktadır. Böylece Yargıtay, ulusal hukuk ile Avrupa insan hakları hukukunun temel ilkelerini uyumlu hale getirerek, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün “hoşgörü ve çoğulculukla” birlikte yaşatılması gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Bu yazı yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır; hukuki danışma niteliğinde değildir.

Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E.2023/31173, K.2023/1014,13.02.2023

Bize Ulaşın

Hukuki süreçlerinizde güvenilir bir rehber arıyorsanız, sizin için buradayız. Sorularınız ve danışmanlık ihtiyaçlarınız için bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Profesyonel ekibimiz size en kısa sürede yardımcı olacaktır.